ÇALIŞAN ANNE OLMAK

     Anne olmak bir kadının yaşamının en önemli evrelerinden biridir. Hamile olduğunu öğrendiği ilk andan itibaren o bir annedir. İçgüdüsel olarak bebeğini korumaya ve ona dikkat etmeye başlar. Yaşamı yavaş yavaş farklılaşır. Bu farklılaşma keyifli olduğu kadar sancılı da geçer çünkü yaşamında önemli değişimler olmaktadır.

Her insanın değişime yüklediği anlam ve ona verdiği tepkiler farklıdır. Değişime yükledikleri anlamlara paralel olarak bazı insanlar değişimi büyük heyecan ve mutlulukla, bazısı korku ve endişe ile, bazısı da olağan bir durummuş gibi karşılayabilir. Bu nedenle her kadının - farklı değişimler içeren - annelik sürecine yüklediği anlam da farklı olabilir. Bir kadın için anne olmak hayatının merkezine koyduğu, üzerine aşırı titrediği bir durumken, bir diğeri için mutlulukla karşılanan bir deneyim, bir başkası için de bir zorunluluk olabilir.

Tüm bu süreç boyunca kişi birbiriyle çelişen duygular hissedebilir. Bu durum kişinin yaşamındaki değişimlere verdiği normal bir tepkidir ve değişime uyum sağlayana kadar da devam edecektir.

Herkes için farklı zorlukları olan annelik süreci, çalışan anneler için de baş etmede zorlandıkları bir süreç olabilmektedir.

Çalışan Anneler Ne Hissediyor Olabilir?

     Çoğu çalışan anne hamileliğinin ilk günlerinden itibaren doğum iznini planlamaya başlar ve bebeği ile geçireceği zamanın yeterli olamayacağından endişe eder. Doğumdan sonra, işe başlayınca çok fazla beraber olamayacağız düşüncesi ile mümkün olan her anını bebeği ile geçirir. Bu da annenin bebeği ile beraberken bunalmasına, sıkılmasına ve bu duygularının sonucunda da yoğun kaygı ve suçluluk duymasına sebep olur.

      İşe başladıktan sonra annelerin suçluluk duyguları daha da yoğunlaşır, çünkü çocuğu ile geçirdiği süreler azalmıştır. Zamanın büyük bir kısmını işte geçirir. Eve döndüğü zaman çocuğuna zaman ayırmak ister ancak eşine zaman ayırmak, dinlenmek, ev işleri ile ilgilenmek gibi yapmak istediği veya zorunda hissettiği şeyler vardır. Bu durumda çoğu şeye yetişemediğini ve yetersiz olduğunu hissedebilir.  

Toplumumuzda çocuk bakımı sadece kadına ait bir görev gibi algılandığı için çoğu zaman anneler bu konuda babalardan yardım alamazlar. Böyle durumlarda ailede çocukların olması çalışan anne için daha fazla iş yükü anlamına gelir. Bu durum fiziksel olarak koşuşturmanın yanı sıra psikolojik olarak annenin daha fazla kaygılı olmasına sebep olabilir. Çünkü iş yaşamının stresine ek olarak çocuğunun eğitimi, faaliyetleri, bakımı gibi ihtiyaçlarını da planlamak durumunda kalır. 

Çalışan anneler ev ve iş arasında koşuştururken eşlerine, çocuklarına ve çevrelerindeki insanlara karşı daha az toleranslı olabilir ve kızgınlıklarını onlara yansıtabilirler. İşte ve evde işlerin olmasını istedikleri gibi olmadığını düşünebilir ve yapılan işleri beğenmeyebilir. Bu durum aslında kendilerini yetersiz hissetmelerinden kaynaklanır. Böylece kendilerine olan kızgınlıklarını başka insanlara yansıtmış olurlar.  

Tüm bu karmaşa içinde anne, zaman zaman iş yerinde keyifli vakit geçirdiğinde suçluluk hisseder ve işe gitmeyi bencillik olarak görmeye başlar. Anneliğe, eşliğe ait görevleri tam olarak yerine getiremediğini hissederken iş ve sosyal yaşamında mutlu hissetmesi suçluluk duygularını ve kaygısını yoğunlaştırır.

Çalışan annelerde psikolojik baskı yaratan bu unsurlara ek olarak baskıyı arttıran çevresel unsurlar da olabilir. Toplumumuzda anneliğe atfedilen anlam nedeni ile bir annenin çalışıyor olması çoğu kişi için olumsuz olarak algılanmaktadır. Bu nedenle çalışan bir anne kendi iç dünyasında yaşadığı baskının yanısıra çevresinden de çok fazla baskı alıyor olabilir. Çevresindeki yetişkinlere ek olarak çocuğunun ondan ayrılırken verdiği ağlama, bağırma gibi tepkiler de durumu daha da dayanılmaz yapabilmektedir. Tüm bu baskılar ve tepkiler çalışan annenin zaten varolan endişe, suçluluk ve yetersizlik duygularının artmasına ve bu duygulara ek olarak kendini mutsuz ve hiçbir şeyden zevk alamaz hissetmesine sebep olabilir.

Mükemmel Anne Olmaya Çalışmak Durumu Zorlaştırır

     Toplumumuzda annelik çok fazla idealize edilen bir kavramdır. Bir annenin çocuğunun doğumundan itibaren kendini ona adaması ve onun ihtiyaçlarını -kendi ihtiyaçlarından önde tutarak - en mükemmel şekilde karşılaması beklenir. Ancak çocuğu için herşeyi yapmak isteyen ve “mükemmel anne” idealine ulaşmak için çabalayan kişinin hayal kırıklığı yaşaması kaçınılmazdır çünkü bu gerçekleşmesi mümkün olmayan bir durumdur.

Çalışan bir anne olarak iş dışındaki her anınızda çocuğunuza odaklanmanız ve yaşamın diğer alanlarını geri plana atmanız ne sizin için ne de çocuğunuz için sağlıklı bir durumdur. Mükemmel olmaya çalışıp kendinizi çocuğunuza adamanız kendi ihtiyaçlarınızı ve kimliğinizi oluşturan diğer unsurları ihmal etmenize neden olacaktır. Annelik dışında kimliğinizi dolduran başka unsurlar olmadığı takdirde kendinizi değersiz hissedebilirsiniz ve kendinize olan güveniniz azalabilir. Çocuğunuz ise bu durumda beklentilerinizi karşılamak için yoğun bir baskı hissedebilir, sizden ayrışmakta zorlanabilir ve size bağımlılık geliştirebilir. Bu nedenle mükemmel olmak adına çabalayıp kendi ruh sağlığınızı ve çocuğunuzun psikolojik gelişim sürecini olumsuz etkilemek yerine, kendinizi olduğunuz gibi kabul edip, sadece iyi bir anne olmaya çalışabilirsiniz.

Çalışan Anne Olarak Neler Yapabilirsiniz?

·        Çocuğunuza karşı zaman zaman olumsuz duygular hissettiğinizde bunu normal olarak kabul edin. Çoğu anne zaman zaman çocuğuna karşı olumsuz duygular hisseder ancak bunu ifade etmez. Siz de böyle hissetmenin sizi kötü bir anne yapmadığını bilmelisiniz.

·        Kızgınlık, suçluluk, kaygı, yetersizlik gibi hissettiğiniz duyguları güvendiğiniz yakınlarınıza ifade etmeniz bu duyguların yoğunluğunu azaltarak, sizi rahatlatacaktır.

·        Çoğu zaman aileye bir çocuğun eklenmesi ile eşler arasındaki duygusal ortaklık yerini aileyi organize etmeye dayalı bir iş ortaklığına dönüşebilir. Duygularınızı özellikle eşinizle paylaşmanız ilişkinize de farklı bir boyut getirebilir. Eşinizle duygularınızı paylaşmanız onun da kendi duygularından bahsetmesine neden olacak ve birbirinize karşı daha anlayışlı olmanızı sağlayacaktır. 

·        Zamanınızı daha iyi değerlendirmek için program yapın. Her hafta eşinize, çocuğunuza, arkadaşlarınıza 1’er saat ayırabilirsiniz. Önemli olan bu 1 saatlik zaman dilimini başka işlerle meşgul olmadan tamamı ile onlara ayırmanızdır. Mesela, çocuğunuza ona ayırabileceğiniz 30 dakikanız olduğunu söyleyebilirsiniz. Bu süreyi tam kavrayabilmesi için bir saat kurun. Bu süre boyunca çocuğunuz dışında hiçbir şeyle ilgilenmeyin ve süre dolup saat çaldığında süreyi uzatmadan oyunu bitirin. Başta süreyi uzatmak isteyen çocuğunuz bir süre sonra bu duruma alışacaktır. Çok uzun kalitesiz bir zaman dilimindense çocuğunuza ayıracağınız, sadece ona ait olan kısa bir zaman ikiniz için de daha doyurucu olacaktır. 

·        Ne kadar uğraşırsanız uğraşın çevrenizden çocuğunuzu ihmal ettiğinize dair yorumlar alacaksınız. Bu yorumlardansa kendi iç sesinizi dinleyin. Kendinize tekrar tekrar elinizden geleni yaptığınızı söyleyin.

·        Çocuğunuz size çalışmayan anneleri örnek gösterebilir, en tatlı ses tonu ile sizi ne kadar özlediğini söyleyebilir. Bu durum sizin işinizi bırakmanızı gerektirmez. Çocuğunuz hayatında karşılaşabileceği başka zor durumlarda olduğu gibi bu durumla da başa çıkmayı öğrenmelidir. Onunla çekinmeden bu duygularını konuşun. Böylece duygu yoğunluğu azalacak ve ona değer verdiğinizi hissedecektir.

·        Elinizdeki işe odaklanın, bir sonra yapacağınız veya o an yapamadığınız şeyleri düşünmek sizi sadece kaygılandırır. Mesela, iş yerinde bir proje ile ilgilenirken çocuğunuzun yanında olmadığınıza dair endişelenir ve bu düşünceye takılırsanız, yaptığınız iş verimli olmaz. Çocuğunuzun yanına döndüğünüzde de yaptığınız işin ne kadar verimsiz olduğunu düşünerek çocuğunuzla yeterince kaliteli bir zaman geçiremeyebilirsiniz. İçinde bulunduğunuz durumu iyi değerlendirmeniz geriye dönük pişmanlıklar yaşamanızı engelleyecektir.

Gülbin Öztürk Tüter

Klinik Psikolog

Şubat, 2006