|
ERGENLİK
VE YEME BOZUKLUKLARI ÜZERİNE... Yeme
bozukluklarının başlangıcı çoğunlukla ergenlik dönemidir. Ergenlik
bedensel ve ruhsal değişimlerin olduğu zorlayıcı bir süreçtir. Bedensel değişimler ergeni yetişkinliğe doğru sürüklerken
psikolojik olarak ergen, yetişkin olmaya karşı çelişkili duygular yaşar.
Bu durum onun çocukluk ile yetişkinlik arasında sıkışıp kalmasına
ve duygusal olarak gelgitler yaşamasına neden olur. Psikanalitik
teoriler yeme bozukluklarının ergenlikte ortaya çıkışı ile ilgili
farklı teorik açıklamalar getirirler. Burada Kendilik Psikolojisi, Dürtü-Çatışma
ve Nesne İlişkileri teorilerinden yola çıkarak ergenlik ve yeme
bozukluklarının oluşumu üzerinde durulacaktır. Kohut (1971) ergenlikte yaşanan yoğun stresin, erken dönemde yaşanan kendiliğin çözülmesi, parçalanması ile ilgili korkunun tekrar etmesinden kaynaklandığını söyler (bknz. Elson, 1987). Bu korku ile baş etmek için çocuklukta olduğu gibi ergenlikte de kişinin kendiliknesnelerine ihtiyacı vardır. Kendiliknesneleri çocuğun duygulanımına uygun cevap verdiği takdirde çocuk kaygı tahammülü ve kendini yatıştırma becerilerine sahip olur (Socarides & Stolorow, 1984). Ergenler kendiliknesnesi ihtiyaçlarını çoğunlukla yaşıtları ile giderirler. Ancak bu ihtiyacını insandan karşılayamadığında ihtiyacını karşılamak için alkol, madde, yemek vb. başka kaynaklar ararlar (Kerr, Patton, Lapan, Hills, 1994). Bachar (1998) yeme bozukluğu yaşayan kişilerin ihtiyacını insanlardan karşılamaktan vazgeçmiş ve vücuduna dönmüş kişiler olduğunu söyler. Kendiliğin gelişimi iki ana ihtiyacın karşılanması ile sağlanır; benliğin büyüklenmeciliğinin aynalanması ve yüceleştirme ihtiyacı. Gelişim hattında bu ihtiyaçların karşılanamaması durumunda psikopatoloji oluşur. Anoreksik kişi yemeyerek, yaşamsal ihtiyacını reddederek büyüklenmeciliğin aynalanması ihtiyacını karşılar. Açlığa karşı koymak doğa üstü bir durum gibi yaşanır ve kişi kendini tüm güçlü hisseder (Goodsitt, 1985). Kişide bulimik semptom oluşumu ise kendiliknesnesinin yüceleştirilmesi ihtiyacı ile alakalıdır. Kişi kendiliknesnesinin sevgisini, şevkatini ister ve kendi değerlerinin oluşabilmesi için onu yüceleştirmeye ihtiyacı vardır. Bu ihtiyacı kendiliknesnesinden alamayınca yemeği içine alarak bu ihtiyacını karşılamaya çalışır. Ancak kendiliknesnesini yüceleştirme ondan ayrılmayı da gerektirir ve kişi ayrı olduğunu hissedebilmek için kusar, içe aldıklarını dışa atar (Sands, 1991; Chassler, 1998; Bachar, 1998). Kendilik
psikologları yeme bozukluklarını kendiliğin ihtiyaçlarından yola çıkarak
açıklarken, dürtü-çatışma teorileri semptom oluşumunu bastırılmış
dürtüler, savunma düzenekleri ve superego yasaklamaları arasındaki
etkileşimden yola çıkarak açıklar (O’Donnell, 2005). Hogan (1992)
ergenlikte libidinal dürtülerin artması ile ergenin bilinçdışı çatışmalarının
yoğunlaştığını ve kişinin erken dönemde yaşadığı oedipal çatışmaların
tüm şiddetiyle tekrar ettiğini belirtir. Hogan, bu çatışmaların
yarattığı kaygının yatışabilmesi için bu dürtüsel baskının yüceltilerek
doyum bulmasının önemli olduğunu söyler. Ancak günümüzde bedene ve
cinselliğe olan vurgunun artması ile birlikte ergenlikte yaşanan
oedipal çatışmaların şiddeti artar ve ergen bu çatışmalarla baş
etmekte zorlanır. Kişi arzularına engel olmaz ve doyuma ulaşırsa
nesneyi yok edeceğini düşünür. Bu nedenle her türlü sahip olma
nesneden çalma hissine neden olur ve kişi başarısız olarak, sahip
olmayarak nesneyi tehdit etmemiş ve böylece yaşadığı kaygıyı
azaltmış olur. Yeme bozukluklarında görülen semptomlar da aslında çatışmaya
karşı uzlaşım yollarıdır. Anoreksik kişi, yemeyerek, bedeninin gelişimine
engel olur ve bir çocuğun bedenine sahip olur. Böylece cinsel gelişimini
durdurur ve hem cinsi ebeveyninin cinselliğini çalmamış olur (Parman,
2003). Nesne
ilişkileri teorisine göre preoedipal dönemde anne ile olan simbiotik bağın
yeme bozukluklarının oluşumunu açıklamada önemli yeri vardır. Klein
(1948) ’a göre, erken dönemde çocuk anneye karşı hem sevgi, hem
nefret duyar ve kendi nefret duygusunu, yıkıcılığını anneye yansıtır
ve annenin kendisine zulüm edeceğinden korkar (bknz. St.Clair, 1986).
Yeme bozukluğu yaşayan kişiler de, erken dönemde yaşadıkları yoğun
zulüm endişesini yemeğe yansıtırlar ve yemeği içe almayarak içteki
iyi nesneyi korumaya çalışırlar (O’Donnell, 2005). Ergenlikte
bedenin gelişmesiyle birlikte kız çocuğun bedeni kadın bedenine,
annenin bedenine daha fazla benzemeye başlar ve bu da kız çocuğun
preoedipal dönemdeki anneden ayrışamama, onunla bir bütün olma,
yenilip yutulma endişesini yoğun olarak tekrar yaşamasına neden olur.
Bu bir çeşit yok olmadır ve kız çocuk yemeyerek anneden ayrı olduğunu,
varlığını ortaya koyar (Sugarman ve Kurash, 1982). Bir yandan varlığını
ortaya koyarken; diğer yandan anneyle olan bu çatışmalı bağımlılık
ilişkisinde yemeyerek kendi bedeni üzerinden annenin bedenine de zarar
vermiş olur (Lane, 2002; Brough, 2004). Söz öncesi dönemde yaşanan bu
çatışmalar çocuk tarafından anlamlandırılamaz; böylece çatışma
beden üzerinden ifade bulur (Charles, 2006). Bu durumda kişi için söz
ve sembol yoktur, semptomlar ve sahneye koyma vardır. Anneyle
olan simbiotik ilişkiden ayrılmada babanın fonksiyonu önemlidir. Baba
varlığı ile bu ikili ilişkide üçüncü olarak, anne ile çocuğun
arasında bir mesafe oluşturur. Ayrıca Lacan (1968) babanın annenin
arzu nesnesi olması dolayısıyla bebeği annenin arzuladığı tek nesne
olmaktan çıkartmak gibi önemli bir görevi olduğunu söyler (bknz.
Hamburg, 1999). Böylece anne ile bebek arasındaki simbiotik ilişkide
bir ayrışma meydana gelir ve bebek, ancak babanın (üçüncü kişinin)
varlığında anne ile ilişkide güvende hisseder. Winnicott
(1971) bebeğin sağlıklı gelişimi için annenin onun ihtiyaçlarını
uygun şekilde karşılamasının ve yeterince “tutunma sağlayan bir
ortam” sağlamasının gerekli olduğunu vurgular. Bu sağlanamazsa, çocuk
bedensel olanla ve ruhsal olanı anlamlandıramaz, ikisi arasındaki sınırı
çizemez. Annenin, çocuğun kendisinden ayrılmasına izin vermediği ya
da onun ihtiyaçlarını karşılamakta fazlaca sorunlar yaşadığı
durumlarda çocuk kendisi ve öteki arasındaki sınırları çizmekte ve
iç dünyasında sağlıklı temsiller oluşturmakta zorlanır (Jones,
1985). Yeme bozukluğu yaşayan kişiler de kendisi ve öteki, iç ve dış,
bedensel ve ruhsal arasındaki sınırları çizmekte zorlanan, dış dünya
ile ilişki kurmak yerine ruhsal yatırımını bedenine yapan kişilerdir.
Sugarman ve Kurash (1982) kişinin birey olabilmesi ve gelişmiş nesne
ilişkilerine sahip olabilmesi için geçiş nesnesi olan bedeninden vazgeçebilmesi
gerektiğini söyler. Görüldüğü
gibi psikanalitik teoriler yeme bozukluklarının ergenlikte ortaya çıkışı
ile ilgili farklı teorik açıklamalar getirseler de birbirleri ile kesişen
noktaları vardır. Bu nedenle bu alanda çalışırken farklı teoriler açmazlara
değil, bilakis zengin bir teorik bakışın oluşmasına neden olur.
Yeme
bozuklukları ile çalışırken bedenlerinden vazgeçememiş kişilerle
çalışırız. Bedenini arkada bırakmak...ondan vazgeçmek... Bu
bedenine sıkıca tutunmuş bir kişi için çok zordur. Bu nedenle
psikoterapistler olarak kişiyi semptomlarından vazgeçirmeye çalışmak
yerine tüm bu teoriler ışığında semptom oluşumunu anlamamız önemlidir.
Gülbin Öztürk Tüter
Klinik Psikolog
Ocak 2007 Kaynaklar: Bachar,
E. (1998). The contributions of self psychology to the treatment of
anorexia and bulimia. American Journal of Psychotherapy, Vol.52,
No.2, p.147-165. Brough,
S. (2004). “Who’s that girl?”. An anorexic girl’s search for
identity and fear of contamination by the damaged (internal) parental
couple. Williams, G., Williams, P., Desmarais,
J. and Ravenscroft, K. (eds.) Exploring Eating Disorders in Adolescents,
pp.1-28. London: Karnac Books. Charles,
M. (2006). Silent scream: The cost of cruxifixion-Working with a patient
with an eating disorder. Journal of the American Academy of
Psychoanalysis and Dynamic Psychiatry, Vol.34, No.2, p.261. Chassler,
L. (1998). “Ox hunger”: Psychoanalytic explorations of bulimia
nervosa. Clinical Social Work Journal, Vol.26, No.4, p.397-412. Goodsitt,
A. (1985). Self-Psychology and the treatment of anorexia nervosa. Garner,
D.M. and Garfinkel, P.E. Handbook of Psychotherapy For Anorexia Nervosa
and Bulimia, pp. 55-82. New York: The Guilford Press. Hamburg,
P. (1999). The lie: Anorexia and the paternal metaphor. Psychoanalytic
Review, 86, 5, p.745. Hogan,
C.C. (1992). The adolescent crisis in anorexia nervosa. Wilson, C.P.,
Hogan, C.C. and Mintz, I.L. (eds.) Psychodynamic Technique In The
Treatment of The Eating Disorders, pp. 111-127. New York: Jason
Aronson. Jones,
D.M. (1985). Bulimia: A false self identity. Clinical Social Work
Journal, Vol.13, No.4, p.305-316. Kerr,
A.E., Patton, M.J., Lapan, R.T. & Hills, H.I. (1994). Interpersonal
correlates of narcissism in adolescents. Journal of Counseling and
Development, 73, 2, p.204. Kohut,
H. (1971). Idealizing transference and its role in structure building. M.
Elson (ed.). The Kohut Seminars, Chapter 15, p.244. New York:
W.W.Norton & Co, 1987. Lane,
R.C. (2002). Anorexia, masochism, self-mutilation and auto-erotism: The
spider mother. Psychoanalytic Review, 89, 1, p.101. O’Donnell,
J. (2005). Anorexia nervosa from a psychoanalytic perspective: A
theoretical conceptualization. The Chicago School of Proffesional
Psychology, Unpublished Dissertetion. Parman,
T. (2003). Bulimik: Boşa Dönen Makine. T. Parman. Ergenlik ya da
Merhaba Hüzün, s.131, İstanbul: Bağlam Yayıncılık.
Sands,
S. (1991). Bulimia, dissociation and empathy: A self-psychological view.
Johnsonn, C. (ed.) Psychodynamic Treatment of Anorexia Nervosa and
Bulimia, pp. 34-50. New York: Guilford Press. Socarides,
D. & Stolorow, R.D. (1984-1985). Affects and selfobjects. Annual of
Psychoanalysis, 12-13, 105-119. St.Clair,
M. (1986). Object Relations and Self Psychology. California:
Brooks/Cole Publishing Co. Sugarman,
A. & Kurash, C. (1982). The body as a transitional object in bulimia. International
Journal of Eating Disorders, Vol.1, No.4, p.57-66. Winnicott,
D.W. (1971). Oyun ve Gerçeklik. İstanbul: Metis Yayınları,
1998.
|
|
|