ÇOCUKLARDA SIKLIKLA GÖRÜLEN GELİŞİMSEL VE KLİNİK PROBLEMLERProfesyonel destek ne zaman, nasıl devreye girmeli? Nasıl anlatılmalı?Yaşam farklı evrelerden oluşuyor. Her evrenin beraberinde getirdiği bir
değişim ve gelişim süreci; bunlara paralel de çatışmalar,
zorlanmalar ve problemler var. Olağan gelişimsel güçlüklerle klinik problemleri ayırt etmek önemlidir... Örneğin, 2-4 yaşları arasındaki gelişim dönemi, çocukların ilk
"hayır" tepkisinin geldiği dönemdir. "Hayır, onu
yemeyeceğim" , "Hayır, onu giymeyeceğim"… Benlik gelişimi
adına olumlu olan bu evrede, çocuk zaman zaman birbiriyle çelişen, iki
uçlu duygu, tutum ve davranışlar sergileyebilir: "gel, ama o kadar
yakına gelme", "git , ama o kadar uzağa gitme",
"yardım et", "hayır, tek başıma ben yapacağım"
gibi… Çünkü çocuk bir yandan ayrışmaya ve bağımsızlaşmaya çalışmakta;
ancak diğer yandan da anne-babaya gereksinim duymaktadır. Anne-baba ile
çocuk arasında yaşanmaya başlayan bu çatışma her ne kadar her iki
taraf için de stresli ve zorlayıcı olsa da aslında gelişimsel açıdan
bakıldığında oldukça sağlıklı ve normal bir durumdur. Çocuk ilk
kez, kendisi ile çevresi, kendi benliği ile anne-babası ve diğer
insanlar arasına bir sınır koymaya çalışmakta, bağımsız ve otonom
bir birey olma yolunda ilk adımlarını atmaktadır. Bir diğer örnek, çocukların özellikle 2-8, yaşları arasında
sergiledikleri öfke krizleri ve inatlaşmalardır. Zaman zaman çatışmalar,
inatlaşmalar ve güç savaşımları o kadar yoğunlaşır ki; çocuk öfkeyle
ağlamaya, bağırmaya başlar; çevresine ya da kendisine zarar vermeye
çalışır. Aslında çocukların (bazen de ergenlerin) yaşadığı bu
öfke krizleri veya huysuzluk nöbetleri, bir anlamda ebeveynlere karşı
güven ve limit testi niteliğindedir ve yine gelişimsel açıdan normal
ve sağlıklıdır belirli ölçülerde. Önemli ve belirleyici olan çocuğun
geçirdiği öfke patlaması karşısında ebeveynlerin tutum, tepki ve
davranışlarıdır. Ebeynlerin ihmali öfkelenmesi, kontrolsüz ve şiddetli
tepkiler vermesi, çocuğun daha fazla güvensiz, tedirgin, kaygılı ve
huzursuz hissetmesine neden olur. Ve bu da çocuktaki öfke krizlerinin
hem sıklaşmasına hem de şiddetlenmesine yol açarken başka davranış
ve uyum problemleri geliştirmelerine de zemin hazırlar. Gerek öfke krizleri gerekse diğer gelişimsel krizler veya çatışmalar
karşısında anne-babanın daima sakin, kontrollü, yapıcı ve kararlı
kalabilmesi; sınırlar, kurallar ve limitlerden ödün vermemesi oldukça
önemlidir. Çocuğun sadece fiziksel bakım ihtiyaçlarının değil
duygusal ve sosyal ihtiyaçlarının da karşılanması; ilgi, sevgi ve
korumanın koşulsuz ve yeterli oranda verilmesi büyük önem taşır. Çocuğun
esas ihtiyacını anlamak, çocuğun duygularını kelimelere dökerek
ifade etmesine yardımcı olmak, sabırlı, kararlı, güçlü ve olumlu
bir biçimde çocuğun sakinleşmesine destek olmak zaman içinde bu tür
krizlerin azalarak ortadan kalkmasını kolaylaştırır. Normal gelişimsel
güçlükleri, klinik problemlere ve davranış bozukluklarına dönüştüren
en belirgin etkenler ebeveyn tutum ve davranışları ile çevresel
etkilerdir. Nedensel faktörler : Çocuklarda ortaya çıkan klinik problemlerin, uyum ve davranış
bozukluklarının temelinde yatan nedenlerin tamamı halen bilinmemekle
birlikte; hem çevresel koşulların hem de biyolojik yapının etkili
bileşenler olduğu nettir. Biyolojik nedenler arasında; kalıtımsal
faktörler, beyin ve merkezi sinir sistemindeki nörolojik anomaliler ve
kimyasal dengesizlikler sayılabilir. Çevresel faktörleri ise en başta
aile sistemi ve anne baba tutum ve davranışları oluşturur. Aileden
sonra çocuğun yakın sosyal çevresi, okul ve toplum da birçok boyutta
etkilidir. Çocuklarda görülen uyum ve davranış problemlerine zemin hazırlayan
tetikleyici ve nedensel faktörler şöyle sıralanabilir :
Çocuklarda sıklıkla görülen uyum ve davranış bozuklukları :
Bir uzmana ne zaman başvurulmalı ? Her çocuk farklı bir hamurla dünyaya gelir. Belirli sınırlar ve genel
geçer tanımlar olmakla birlikte, her çocuğun gelişim hızı ve öyküsü
farklıdır. Değişim ve gelişim bir süreçtir, bir yolculuktur. Ve bu
süreç zaman zaman inişli çıkışlı zaman zaman hızlı zaman zaman
daha yavaş olabilir. Çocuğu gözlemlerken ve değerlendirirken;
beklenti ve hedefleri belirlerken bu noktayı dikkate almak önemlidir. Herhangi bir problemle karşılaşıldığında önce öz kaynakları
harekete geçirmek gerekir. Bazen çocukta ortaya çıkan bir davranış
problemi, doğru ve etkili anne-baba tutumları, yerinde müdahaleler ve
iyi bir aile desteği ile kolaylıkla aşılabilmektedir. Ancak zaman zaman da ailenin kendi problem çözme ve baş etme yöntemlerinin
sonuç vermediği durumlar da olur. Ve çözülemeyen problem çoğunlukla
büyüyerek içinden çıkılması gittikçe zorlaşan bir kısırdöngü
halini almaya başlar. İşte bu noktada bir uzman desteği almak faydalı
olacaktır. Problemi tanımlamanın birinci basamağı iyi bir gözlem yapmaktır. Önemli
olan, söz konusu çatışmanın ya da problemin kapsamın ve kökenini
saptayabilmektir. Hangi davranışın, ne kadar süredir, hangi
zamanlarda, ne sıklıkla ve ne yoğunlukla ortaya çıktığını tespit
etmek önemlidir. Bunu yaparken çocuğun yaşını, içinde bulunduğu
gelişim aşamasının özelliklerini ve durumsal faktörleri de göz önünde
bulundurmak gereklidir. Örneğin; parmak emme davranışı 3 yaşa kadar normal kabul edilmekle
birlikte, 3-4 yaşlarında sonra devam etmesi bir problemin işareti
olarak değerlendirilmelidir. Çünkü 3-4 yaşlarından sonra da devam
eden parmak emme davranışı, erken dönemde ihmale, yetersiz ilgiye veya
şiddete maruz kalan çocukların kendini sakinleştirme biçimi olarak
ortaya çıkar. Başka bir örnekse, alt ıslatma veya dışkı kaçırma konusudur. Tuvalet
eğitiminin devam ettiği veya yeni yeni tamamlandığı yaşlarda,
genellikle 2-4 yaşları arasında, çocuğun ara sıra altını ıslatması
veya dışkı kaçırması son derece normaldir. Ancak bu durum, çocuk
tuvalet eğitimini tamamladıktan sonra 5 yaşlarından sonra halen devam
ediyorsa, bir patolojiden söz edilebilir. Bu durum aile sistemi ve aile içi
ilişkilerle ilgili bir sorunun dışavurumu olabileceği gibi ürolojik
ya da nörolojik bir problemin varlığından da kaynaklanıyor olabilir. Çocuğu psikoloğa götürürken, bunu ona nasıl anlatmalı ? Olabildiğince açık, net, samimi ve dürüst bir açıklama yapmak her
zaman daha faydalıdır. Durumu çocuktan gizlemek veya ona yalan söylemek
son derece zararlı ve güven kırıcı olabilir. En önemli nokta; çocuğun kendisini dışlanmış, etiketlenmiş,
''hasta'', ''anormal'' veya ''problemli'' gibi algılamasına yer
vermeyecek bir açıklama yapabilmektir. Çünkü bu, çocuğun öz güvenini
ve benlik değerini zedeleyeceği gibi terapi süreci için de bir direnç
ve engel oluşturur. Olumlu ve yapıcı bir çerçevede tanımlamak önemlidir. Sadece çocuğu
hedef alan bir çalışma değil, ailece alınan bir destek, bir yardım
olduğu mutlaka vurgulanmalıdır. Yapılabilecek açıklamalar çocuğun yaşına, kişilik özelliklerine ve
durumun niteliğine göre değişebilir; ancak anne babalar, çocuklarını
psikoloğa götürürken aşağıdakine benzer ifadelerden
yararlanabilirler : ''Nasıl daha iyi anne baba olabileceğimizi öğrenmek için gittiğimiz
bir yer'' ''Bazen biz de kendimizi çaresiz hissediyoruz, belki hep birlikte düşünürsek,
daha iyi fikirler ve çözümler üretebiliriz'' ''Bazen konuşarak bazen oyun oynayarak rahatlayabileceğin bir yer'' Terapinin veya aile danışmanlığının amacı ne olmalıdır ? Uzman ve ailenin etkin işbirliği; sabırlı, dikkatli ve kararlı ortak çalışması
esastır. Amaç, salt davranış bozukluğunu ve semptomu ortadan kaldırmaya
çalışmak değil, bu davranışı veya bozukluğunun ortaya çıkmasına
neden olan faktörleri keşfetmek ve esas onları ortadan kaldırmaya veya
onlarla baş etmeye çalışmak olmalıdır. Hangi konularda uzman desteği alınabilir ? Terapide neler yapılır ? Anne - Baba adaylarına danışmanlık ve destek : Yeni ebeveyn olacaklar için danışmanlık hizmetleri artık son derece
yaygınlaştı. Emek, sevgi, sabır, kararlılık ve güç isteyen bu özel
ve zor süreçte aileleri ikili yaşamdan üçlü yaşama, eş rolünden
ebeveyn rolüne geçiş konusunda, aileye yeni katılacak bebekle ilgili
beklentileri ve duyguları konularında çalışmak amacı ile yapılan bu
çalışmalar anne baba olma kararının sorumluluğunu ve anlamını
hissettirmekle birlikte aileyi gerekli beceriler ve donanımlar konusunda
da geliştirir ve hazırlar. Bu çalışmalar zaman zaman anne baba
adaylarının birlikte, zaman zaman da bireysel katılımları ile gerçekleşebilir.
Hamilelik sürecinde ve doğum sonrasında anne-bebek ilişkisine yönelik
çalışmalar : Hamilelikten başlayarak, anne-bebek ilişkisinin sağlıklı kurulmasına,
annelik kimliğinin oluşması dönemindeki zorluklarla başa çıkmaya ve
erken dönemde görülebilecek yemek yeme, uyku gibi somut problemlerle baş
etmeye yönelik danışmanlık ve terapi süreçleri da vardır. Okul öncesi dönemde çocuk gelişimi takibi : Çocukların kaba motor, ince motor, el-göz-vücut koordinasyonu, sosyal,
duygusal, dil vb alanlardaki gelişimlerini izlemek, anne-babanın, çocuğun
sağlıklı gelişimini desteklemesi ve gerekli yönlendirmeleri veya müdahaleleri
yapabilmesi için önemlidir. Oyun terapisi ve aile danışmanlığı : Oyun, çocuğun iç dünyasının aynasıdır. Çocukların çatışmalarına,
korkularına ve kaygılarına kurdukları oyun yoluyla girilir. Çocuklar
ve ergenler bilinçdışı olarak kelimelere dökemedikleri duygularını,
tepkilerini, çatışmalarını ve kaygılarını oyun ve aksiyon yoluyla
dışa vururlar. Terapist bazen oyunu tamamlayacak basit bir yorum katar,
bazen de belli bir konuya dikkat çeker, soru sorar; bazen sadece izler,
çocuğun adımlarını takip eder; bazen de ona model olur; duygularını
ifade etmesini cesaretlendirir, alternatif problem çözme ve baş etme
becerileri geliştirmesine destek olur. Neden
oyun?
Çocuk ve terapistin baş başa olduğu oyun terapisine paralel olarak aile
ve okul işbirliğini sağlamak; dil, tutum ve davranış birliği içerisinde
bir takım çalışması gerçekleştirmek esastır. Serap
ALTEKİN |