|
BENİ YALNIZ BIRAKMA! Hande Kılınç Kunt Uzman Klinik Psikolog
Birçok ana-baba, çocuklarını ne denli sevdiklerini sık sık dile getirirler. Ancak, çocuğun sevgi ihtiyacı sadece sözcüklerle karşılanmaz. Bir insanı sevmek, onun gelişimsel ihtiyaçlarını, gerçeklerini anlamaya çalışmayı da içerir. Anne hamileyken bebeğiyle sanki içiçe geçmiş gibidir. Pekçok anne adayı “nasılsın?” diye sorduğumda“ikimiz de iyiyiz” diyerek karşılık verir karnını okşayarak. Bebek artık zamanı geldiğinde ana rahminden dünyaya adım attıktan sonra, birey olmak yönündeki adımlarını gelişim basamaklarına uygun olarak ortaya koyar. Yani, ana karnından çıkmak suretiyle bu “içiçe geçme”, “tamamen ait olma” durumu son bulur. Artık bebek “bireyselleşme”, “bağımsızlık” bir deyişle “farklılaşma” yolundaki adımlarını atmaya devam edecektir. Bu her bireyin temel ihtiyaçlarındandır ve yaklaşık 15 aylıktan itibaren ortaya çıkar. Bu, aslında uzun ayrılık sürecinin başlangıcıdır. Çocuk, annesinden, çevresindeki diğer yetişkinlerden “ayrı” aynı zamanda “farklı” olduğunu görebilmeye ihtiyaç duyar; çünkü “kendi merkezini” geliştirmeye, kendini “varoluşunun merkezi” olarak deneyimlemeye ihtiyacı vardır. Yani, birey olabilmek için önce ana babanın desteğine ihtiyacımız var. Daha sonra ise farklı olmaya, ayrışmaya, kendi seçimlerimizi yapmaya ve bu seçimlerin sonuçlarını deneyimlemeye ihtiyaç duyarız. Dolayısıyla, büyümek için ailemin gelişimsel olarak kaldırabileceğim kadar hayalkırıklığını, can acısını da yaşamama izin vermesine ihtiyacım var. Eğer çok şanslı bir çocuk değilsem, annem veya babam çok endişeli kişilerdir. “Beni koruma paravanı” arkasında, kendi kaygılarının motivasyonuyla sürekli olarak benim “büyümek” için adımlar atmamı engellerler. Yani, anam babam benim , onlardan farklı, düşüncelerindeki kişiden farklı olabileceğim gerçeğini gözardı ederek kendi kaygılarını bana yansıtırlar. Örnek olarak, Şirin yeni adımlar atmaya başlayan 14 aylık bir bebektir. Dünyaya ayaktan bakabilmenin sarhoşluğuyla, yeni şeyler denemek isteyerek bazen adımlarını hızlandırma girişimlerinde bulunmaktadır. Fakat, kronik olarak kaygılı olan ve kaygılarının kendisine ait olduğunun farkında olmayan annesi, her seferinde “aman kızım düşersin” diyerek Şirin’i durdurmaktadır. Veya, Ali aylarca annesinden meme emdikten ve annesinin kendisini kaşıkla beslemesini kabul ettikten sonra yeni şeyler denemek istemektedir. Fakat ,artık kendi yemek yeme denemelerine girişmek istediğini belirtircesine annesinin elinden kaşığı almaya çalıştığı zamanlarda, annesi tarafından hep “aman üstüne dökersin” diyerek durdurulmaktadır. Diğer yandan, çocuğun, özerklik hedefini anlayan anababa ise, onun yeni sorumluluklar altına girmesini destekler: “aferin,yapabilirsin” der. Bebek, ilk emeklemeye başladığında kucağınızdan yere inip biraz uzaklaşmak ister. Sizin de o uzaklaşırken onun uzaklaşmasına izin vermenizi bekler. O döndüğündede ve sizin kucağınıza gelmek istediğini belli ettiğinde, sizin de onu almaya hazır olmanıza ihtiyaç duyar. Önceleri emekler, sonra sıralar, sonra elinden tutularak yürür, sonra da kendi başına yürür. Yürürken annesinden uzaklaşırken de annesinin orada olduğundan emin olmak ister. Birkaç adım attıktan sonra koşarak annesinin orada olup olmadığını kontrol eder. Annesinin, kendisinin uzaklaşması karşısında ne hissettiğini anlamak için de sürekli olarak annesinin suratını inceler. Böylece büyümek için adım atan çocuk annesinin duygularını sezerek “bireyselleşmek” için attığı adımların kabul görüp görmediğine karar verir. Bu dönemdeki donanımı yetersiz olan çocuk, yetişkinlik dünyasına eksik bir temelle başlar. Hayatboyu ötekilerden “ayrışmayı”, “farklılaşmayı”, “bağımsızlaşmayı” gerektiren her adım onun canını acıtır. Kendi annesinden “farklılaşma”, “ayrışma”, “bağımsızlık” döneminde yeterli desteği bulamamış olan yetişkin bir danışanımı hatırlıyorum. Şimdi de çocuklu bir yetişkin olarak çocuğunun yürümeye başlıyarak kendisinden uzaklaşmasını “terkedilme” olarak yaşıyordu. Birgün sıkıntılı bir suratla “bu çocuk herhalde 18’ine gelmeden evden ayrılır” dediğini hatırlıyorum. Kendi annesinden “farklılaşarak” bağımsızlığını edinmeye çalıştığı dönemlerde annesinden destek göremememin yaşattığı acı verici duygularıyla en çok da “yalnızlığı” ve “utancı” ile ilgili farkındalıkları arttı. Fakat çocuğu yuva çağına geldiğinde “ayrılık kaygıları” tekrar su yüzeyine çıktı.Tabii ki, annesinin ayrılma kaygılarını suratından okuyan çocuk da, yuvaya başladığında annesini bırakmakta çok zorluk yaşadı. Psikoterapi süreci içinde anneyle kendi annesinden ayrılmaya çalıştığı dönemlerde yaşadığı “reddedilme”, “terkedilme” duyguları üzerinde tekrar çalıştık. Böylece, anne, kendi çocuğunun yeni gelişim aşamasında daha becerikli bir eşlikçi olarak hareket etti. Ana-babalar bizleri ayrı birer varlık olarak görememiş olabilir, ama eğer biz ana babalar olarak farkında olmadan çocukluk döneminden bugünlere taşıdığımız acılarımızın kontrolü altında çocuklarımızla ilişki kurarsak gerçek anlamda yetişkinliğe ulaşmış sayılamayız ve çocuklarımızın ihtiyacı olan desteği onlara veremeyiz.
|