İHTİYAÇLARIM VE BOŞLUK

Hande  Kılınç Kunt

Uzman Klinik Psikolog

          “İhtiyacım mı ne?” diye şaşkınlıkla sordu. Kafası karışmış görünüyordu. 30’lu yaşlarının başlarında, iyi öğrenim görmüş, iyi bir işi olan, tek çocuklu yetişkin bir kadındı. Kontrol etmekte zorlandığı “öfke”, yaşama dair hissettiği “boşluk, anlamsızlık” duygularıyla terapiye başvurmuştu. Kızının isteklerini de duymakta zorlanıyor ve ona da içten içe kızıyordu. “Hiç iyi bir annelik yapamıyorum” diyerek iç geçirdi. “Hayatımda daha önceden bana ihtiyacımın ne olduğunu soran olmadı ki… Ne istediğimi bilmiyorum” diyerek ağlamaya başladı.

          Oya Hanım’ın çocukluk yılları “onun için neyin iyi olduğunu” bildiğini söyleyen ebeveynlerinin isteklerini karşılamakla geçmişti. Şanslı bir çocuktu ki, sahip olduğu zihinsel  zeka ve becerileri ana-babasının isteklerini karşılamaya yetiyordu. Annesine sorduğunda “herkesten önce tuvaletini öğrendin, herkesten önce konuşmaya başladın” derdi gururla. “Hiç ağlamazdın hep güleryüzlü bir bebektin” diye de eklerdi annesi. “Gerçekten çektiğim acıları ne yaparmışım” diye sordu gözlerini önüne indirerek.

          Çocukluğunda hatta sonrasındada kimsenin gerçekten “onunla” olduğunu hatırlamıyordu. “Ben” yoktum…”Benim kim olduğumun, ihtiyaçlarımın, isteklerimin neler olduğunun kimse için bir değeri yoktu ki…” diyerek devam etti anlatmaya. Oyun oynadığını bile hatırlamıyordu. “Öğretmenlerim beni sınıfın en uslusu diye severlerdi” dedi. . Onların sevgisini kaybetmemek için okulda da hiç istediğim gibi arkadaşlarımın peşinden koşamadığını anlatıyordu…Bir yanı arkadaşlarına uymak isterken bir yanı da hayatındaki önemli kişilerin isteklerini karşılamaya yenik düşerdi.

          Kendisine hayatta alan açabilen, yaşamın içine katılabilen ana-babalar ve onların çocukları galiba hayata daha şanslı başlıyorlar. Çocukluk döneminde oyun oynayabilmiş olanlar, yetişkin olduklarında daha yaratıcı olabiliyor ve yaşamın getirdikleri karşısında daha esnek davranabiliyorlar. Bu kişiler yaşamın içinde varlıklarını daha fazla hissedebiliyorlar. Kendi alanlarına girenleri tanımlamakla “ben” olanla “ben olmayanın” ayrımını yapmış oluyorlar. Kendi yaşam oyunlarında, alanlarında master olabilen ebeveynler, çocuklarının “ben olmayan” olduğunun farkında oluyorlar. Yani, kendi ihtiyaçlarıyla çocuklarının ihtiyaçlarını birbirinden ayırabilip çocuklarını kendi ihtiyaçlarını karşılamak için kullanmıyorlar. Diğer yandan, iyi yaşama konusunda kendi sorumluluğunu gereğince üstlenememiş ana-babaların da bunu gerçekleştirebilmesi oldukça güç oluyor. Yaşamda kendi sınırlarını çizememiş kişilerin zaten başkalarının duygusal ihtiyaçlarını algılıyabilmesi beklenemez.

          Yaşamın içinde herbirimizin ihtiyaçları var. Fakat ihtiyaçlarımızı karşılamak için çevreden bize sağlanan kaynakların uygun olup olmadığına bakarız. Kendi ihtiyaçlarıyla çevrenin ihtiyaçları işte böyle çatışan nice Oya Hanım’lar var. Çocukluk yıllarını hatta yetişkinlik yıllarını “kendi ihtiyaçlarının farkında olmadan ama ötekilerin ihtiyaçlarının fazlasıyla farkında olarak dolayısıyla onların sevgisini kaybetmemek için sürekli çabalayarak” geçirirler. “Benden hep sakin bir insan olmam beklendi. O sebeble kan ter içinde eve koşarak hiç gelemedim” dedi. İçe aldığı mesajların etkisiyle, kendi ihtiyaçları ile ailesinin ön yargıları arasındaki dengeyi sağlayamamıştı.

          Görüşmelerde kızının hareketli bir çocuk olduğundan da yakındığı olurdu. Daha sonra farketti ki, aslında kızı, yıllar boyunca Oya Hanım’ın kendinde yaşama alanı veremediği “istediği gibi varolma” ihtiyacını  doyasıya yaşadığı için onun davranışlarından rahatsızlık duyuyordu. Kendi içindeki “hareketli, spontan” yaşayan kısımla tanışınca kendi kızını daha kolay kabullenebildi. Böylece kızının kendisinden farklı olmasına daha kolay uyum sağlamaya başladı.  

          İhtiyaçlar  duyulmayınca, bu durumun yarattığı yoğun duygulanımla başedecek kapasitesi yetersiz olan çocuk, artık bu ihtiyaçlarını karşılamaktan vazgeçer. O eski ihtiyaçları ise, doyurulmak için  yetişkinlik yaşamında onu dürtükleyip dururlar. Yaşama yetersiz donanımla giren çocuk-yetişkin ise ne yapacağını bilemeden sadece içindeki “boşluğun” sesini duyar.

          Ben çok ağladım ama duymadılar kapattım sonra kapılarımı kendime, diğerlerine... Kendi oyunlarımı oynamama izin vermedikleri için onların seçtikleri oyunlardaki rolleri aldım....Ama sonra boşluğa çarptım... Kendime yabancılaştım...İhtiyaçlarımın ne olduğunu bilmiyorum ki “ben”i bileyim... Boşluk...