|
DEPRESYON: KENDİLİK PSİKOLOJİSİ VE GESTALT BAKIŞ AÇISIYLA KENDİLİĞE BAKIŞ
Hande Kılınç Kunt Uzman Klinik Psikolog “Hayatım boyunca hep başkalarının beni “yeterli” görmesi için uğraştım. Kendimle ilgili ne hissettiğimi veya düşündüğümü bile bilmiyorum. Zaten bunun ne önemi var ki… Diğerleri beni “yeterli” bulmadıkça benim kendimle ilgili düşüncelerimin hiçbir önemi olamaz…”dedi. Sesindeki acılığı, gözlerinde uçuşan renkleri farkediyordum. Zaman zaman elleriyle yüzüğünü ovuşturup gözleri uzaklara dalıp gidiyordu. Yaşamın başlangıcından itibaren bebeğin kendisiyle ilgili hisleri bebeğin dünyaya gelirken sahip olduğu “potansiyel” özellikleri ve çevresindekilerle yaşadığı “tecrübelerinin” birleşimiyle şekillenir. Bebeğin kendiliğinin canlılığını belirleyen şey ise, onun sahip olduğu özellikleri anlamaya çalışan ve bunların kendini ortaya koyması için meraklanan ve heyecanlanan annenin ve/veya hayatındaki diğer bakıcıların varlığıdır (White, 1986). Bebeğin ihtiyacı olan tepkileri verebilen ötekilerin varlığı onun kendisini iyi hissetmesini sağlar. Duygularının duyulduğunu, kabul edildiğini hissetmeye olan ihtiyacı doyurulduğu zaman o da kendisini bir bütün olarak hisseder.. Bu ihtiyaç beşikten ölüme kadar sürer. Yaşam boyunca bilinçdışı da olsa çevremizde ihtiyacımız olan tepkileri veren birileri olduğu hissini yaşamak isteriz. Fiziksel olarak hayatta kalmak için oksiyene ihtiyaç duymamız gibi psikolojik olarak hayatta kalmak için de ihtiyacımız olan tepkileri almak isteriz (Wolf, 1980; cited in Wolf, ). Çocuk yaşına uygun ihtiyaçlarına cevap bulamadığında “parçalanmışlık” hissi yaşar. Bu durumda, çocuk yaşadığı hayalkırılığına karşı kendini korumaya almak için içsel yapaısında bazı değişiklikler yapar. Yetişkinlik dönemine eriştiğinde içinde bulunduğu koşullar çocukluk döneminden farklı olduğu halde o dönemlerde kendini tehlikelere karşı korumak için giydiği üniformayı çıkartamaz. Geçmişte kendini korumak için giydiği üniforma sanki artık bedeninin bir parçası olmuştur. Bir zamanlar kendini korumak için bulduğu yöntem bugün onun çevresinden g elen yumuşak dokunuşları da farketmesini engellemektedir. Sanki kişinin çocukluktaki psikolojik makyaji onunla bür ömür boyu kalır. (Wolf, 1988). Çevresindekilerden ihtiyacı olan tepkileri alamamanın yaşattığı hayalkırıklığı sadece çocukluk dönemine özgü değildir. Yetişkin olarak da temel ihtiyaçları olan destek, farkedilme ve/veya kabullenilme ihtiyaçları yeterli derecede karşılanamadığındada kişi yoğun şekilde diğerleriyle ilgili olarak hayalkırıklığı deneyimler (Toplhin, 1986). Buna karşılık özgüveninde azalma, kaygı, boşluk, depresyon veya değersizlik duyguları hisseder. Kısacası, kendilik hissinde “parçalanmışlık” yaşantılar (Wolf, 1988). “İş yerinde önerilerimi beğenmediklerinde kızıyorum. Aslında beğenip beğenmediklerini onlara sormama bile gerek yok. Yüzlerine bakıyorum, beden hareketleriyle gönderdikleri mesajlara bakıyorum ve anlıyorum hemen... “Yine beğenilmedim, yine yetersizim”... İşte yine o ses... İşte hayatımda sürekli yanıbaşımda benimle yürüyen ses... Onların söylediklerini duymama bile gerek yok. Ben anlıyorum onların ne düşündüğünü... Zaten birşey söyleseler de duyamıyorum. Arkada çalan müzik o kadar yüksek sesle çalıyor ki... Diğer duyabileceğim bütün sesleri duymamı engelliyor. Arkada hep aynı detone melodi...“Yine yapamadın, zaten yapamazdın, söylemiştim sana yapamazsın, boşuna uğraşma”... Vazgeçmiyorum... Vazgeçemem... Bu projede beğenilmedi ama asıl proje üzerinde çalışmalıyım. Zihnimdeki ses “büyük projeyi” unutma” diyor. Büyük proje, hayatımın projesi... Hayatımın projesi: Ne olursa olsun asla bırakma, uğraş bir gün mutlaka... Gözlerimden yaşlar süzülüyor, canım acıyor, kızıyorum ama kime bilemeden... Duymuyorum söylenenleri... Tek duyduğum içimdeki acı... Duyuyorum, ağlıyor o... Küçük ama çok küçük... Hani annesinin ve babasının söylediklerinin veya söylemediklerinin “tek gerçek” olduğu günler... Anı parçacıkları uçuşuyor gözlerinin önünden. Misafirler gelmiş ısrar ediyor annesi “hadi yeni öğrendiğin parçayı çal, hani şu zor olanı”. Herkes ona bakıyor. Yeni öğrendiği parçayı çalacak Parmakları yanlış tuşlara basıyor, salondan “hay allah” sesleri geliyor. Misafirler “olur olur problem değil” diyorlar. Annesi ve babası azarlıyorlar herkes gittikten sonra. “Salak rezil ettin bizi. Hiçbirşeyi beceremiyorsun. Döktüğümüz paralar hep boşuna. Yapamıyacaksan bari uğraşmayalım.”... Buna benzer sayısız anı parçacıkları uçuştu gözlerimin önünden... Toplantı odası doluydu ama kendimi yapayalnız hissediyordum. Kalabalıkların arasında hep yalnız hissediyordum zaten... Aslında çok “kalabalıktım”.. İçimdeki sesle beraber hep “kalabalıktım”... Ama diğerlerini duyamadığım için de çok “yalnız”...Kızabilmiş miydim hatırlamıyorum. O zamanlar varoluşumun sebebi olan annemle babama nasıl kızabilirdim ki?. Hep onlar vardı.. Hep onlar... Ben hiç kendi “melodimi” oluşturamadım. Onların istediği “parçaları” çalmayı öğrenmeliydim. Ben zaten hangi parçanın çalınması gerektiğini bile bilemezdim. Onlar biliyorlar ya... Benim bilmemin ne önemi var... Çocuk kendisine acı yaşatan kaynağa öfkesini yöneltemez ve kendisine sevgi ve güvenlik hissi verebilecek tek umudunu da yok etme riskini göze alamaz. Reddedilmesinden dolayı yaşadığı suçlamaları kabul eder. Aynı zamanda, ötekilerin sevgisine değer olmadığını düşünerek kendisini suçlar. Değersizlik duyguları, kendini suçlama düşünceleri, hızlı duygusal değişimler bazı depresif durumları tarifler. Kişinin içteki olumsuz düşünce süreçleri veya iç dialoğu burada kontrol sahibidir (Firestone, 1987). Psikodinamik ve gestalt bakış açısıyla yürütülen psikoterapi sürecinde ihtiyaç duyduğu ilişkileri, temasda yaşadığı tıkanıklıkları, artık bilinçdışında olan anıları üzerinde çalıştık. Psikoterapide yaşadığı ilişki tarzı geçmişte ilişkilerinde doyurulmamış ihtiyaçlarıyla ilgili anılarını çok yoğun şekilde hatırlamasına sebeb oldu. Bunlarar eşlik eden duyguları deneyimlemek yerine bir süre terapide benimle kurduğu ilişkiye korkuyla ve kızgınlıkla yaklaştı. İhtiyaçlarıyla ilgili konuşması ve duygularını farkedip ifade edecek bir dilinin olmaması terapinin ağır adımlarla ilerlemesini gerektirdi. REFERANSLAR: Tolphin, M. (1986). The self and its selfobjects: A different baby. Progress in Self Psychology, 2, 115-128. Wolf, E. S. (1988). Treating the self. New York: The Guilford Press. Firestone, R. W. (1987). The fantasy bond: Structure of psychological defenses. Santa Barbara: The Glendon Association. White, M., T. (1986). Self relations, object relations, and pathological narcissism. Andrew P. Morrison (eds.). Essential papers on narcissism. New York: New York University Press.
|