KIZGINLIK VE ÖFKE YÖNETİMİ

Aristo der ki ; “Kızgınlığı; doğru kişiye, doğru zamanda, doğru ölçüde ve doğru yolla ifade etmek gerekir”...

Kızgınlık; bireyin, kendi sınırlarını korumak adına; bir tehlike, tehdit ya da incinmeye karşı verdiği duygusal bir tepkidir. Kızgınlık; tıpkı üzüntü, mutluluk, korku ya da heyecan gibi, her insan tarafından yaşanan olağan duygulardandır. Ancak herkes tarafından farklı sıklıkta, farklı şiddette ve farklı şekilde yaşanır; herkesi kızdıran şeyler farklı olabileceği gibi; birçok insan kızgınlığı ve öfkeyi farklı şekillerde tanımlayabilir, farklı şekillerde dışavurabilir...

Öfke kılık değiştirir !

Kızgınlık ve öfkenin farklı farklı dışavurumları vardır...

Kimileri her an patlamaya hazır bir saatli bomba gibidir, saldırgandır. Kimileri ise susar, içine atar, biriktirir. Kimileri imalı ve iğneli sözlerle, kimileri ise enerjisini spora ya da sanata  kanalize ederek dışavurur kızgınlığını. Bazen de gücü yeten yetene kızar; zincirleme gider tepkiler. Patronun çalışanına, o çalışan adamın evde eşine, o eşin çocuğa, çocuğun kardeşine, en küçük kardeşin de evin kedisine kızması gibi... Kimileri bastırılmış kızgınlıklarını, temizlik ve titizlikle; kimileri ise alışverişle yaşar. Kimileri hınç alır gibi yemek yer kızınca, kimilerininse iştahı kapanır...  Bazılarının uykuları kaçar, bazıları ise dalgınlaşır... Bazen de ifade edilememiş, dışavurulamamış ve bastırılmış kızgınlıklar; vücudumuzun bir yerlerinde ağrılar, uyuşmalar, kistler veya enfeksiyonlar olarak ifade bulur !

Öfke daha çok bir sonuçtur aslında...

Öfkelenmemize esas neden olan şey durumun ya da olayın kendisi değil, bizim o durumu, o olayı nasıl algıladığımız, nasıl yorumladığımızdır. Duygularımız ile düşünce, algı ve yorumlarımız arasında karşılıklı bir etkileşim vardır. Bu açıdan bakıldığında, kızgınlık veya öfke duygusu tek başına ’’sağlıksız’’, ’’tehlikeli’’ ya da ’’tehditkar’’ değildir. Bunu bir problem haline getiren şey, ona eşlik eden düşünce, anlam, algı ve yorumla birlikte onu ifade ve dışavurum şeklimizdir, davranışlarımızdır !

Kızgınlık ve öfke ikincil duygulardır... Bir defanstır...

Kızgınlık ve öfke ile, kaygı ve korku duyguları daima el ele gider. Çoğu zaman gerçek duygumuz, altta yatan hislerimiz hayal kırıklığı, üzüntü, endişe, kaygı, korku, kıskançlık ya da utanç olsa da; en sıklıkla ve nedense en kolaylıkla dışavurduğumuz duygu kızgınlık ve öfkedir. Öfke ve saldırganlık çoğunlukla; kaygı ve korkunun yarattığı çaresizlik hissiyle baş etmek için ortaya çıkan bir defanstır; bir savunma mekanizmasıdır. Kırılganlıklarımızı, hayal kırıklıklarımızı veya üzüntümüzü bastırıp, keskin bir öfkeye dönüştürmek bazen insanı geçici ve zahiri olarak daha güçlü ve iyi hissettirir. Ancak asıl yapıcı olan, kızgınlık ve öfkenin altında yatan gerçek duyguları anlamaktır.

Kızgınlık bazen gereklidir, işlevseldir...

Duygu repertuarımız zengindir. Her duygunun da bir işlevi, bir yararı, bizi koruyan ve bize güç veren bir yanı vardır. Kızgınlık da son derece normal ve insani bir duygulanımdır. Kızgınlığın en temel işlevi insanoğlunun hayatta kalabilmesi ve kendini koruyabilmesi için gerektiğinde alarm durumuna geçmesini sağlayarak, varlığını korumaktır. Belirli ölçüde gerilim, stres veya kızgınlık bazen iyi bir itici güç oluşturur ve motivasyon sağlar. Gerekli enerjiyi ve gücü bulabilmemizi ve kullanabilmemizi sağlar. Kızgınlık bir iletişim unsurudur aynı zamanda, bir mesaj iletir; değişmesi gereken bir şeylere işaret eder; “hayır” der, sınırınızı belirlemenize ve korumanıza yardımcı olur. Ve bu yolla da benlik imajınızı ve kendinize güveninizi korur. Kızgınlık bazen de sosyal bir düzenleyici işlevindedir; sosyal değerleri ve normları korur, sosyal yaşamı düzenlemeye katkıda bulunur; birey – toplum arasındaki sınırları ve kuralları belirlemede yardımcıdır.

Çocukluk deneyimlerimiz önemli ve belirleyicidir...

Çocuklar, onlara söylediklerinizden çok yaptıklarınızı baz alırlar. Anne - baba tutum ve davranışları çocuklar için bir model, bir referans teşkil eder. Kızgınlığımızı nasıl dışavuracağımızı, nasıl ifade edeceğimizi öncelikle aile sistemi içindeki rol modellerinden öğreniriz. Evde öfke, şiddet, baskı ve saldırganlık varsa, çoğu zaman çocuk da aynı davranışları benimser; kızgınlığını, öfkesini, üzüntüsünü ve hayal kırıklığını yıkıcı ve saldırgan bir biçimde dışavurmayı, yaşamayı öğrenir. Bazı durumlarda ise aile içinde duygusal ya da fiziksel şiddete maruz kalan çocuk, yaşadığı korku, kaygı ve dehşetle içe kapanır, kendini geri çeker. Her iki durumda da sonuç, bu çocuklar için riskli ve yıkıcıdır; çünkü kızgınlığın kontrolsüzce dışavurumu agresyona ve ciddi ilişkisel problemlere neden olurken, tamamen bastırılması ise depresyona zemin hazırlar.

Duygu ile davranışı, kızgınlık ile saldırganlığı ayırt etmek önemlidir...

Duygu ile davranış aynı şey değildir! Duygu, davranışa yön verebilir; davranışlarımızı etkileyip şekillendirebilir; ama asla bire bir belirlemez. Kişinin kızgınlığını nasıl dışavurduğu tamamen kişinin seçimi ve sorumluluğudur.

Kızgın hissetmekle saldırgan davranmak aynı şey değildir. Saldırganlık, sözel veya fiziksel şiddet içeren, nefret ve düşmanlık taşıyan, baskı ve zor kullanan yıkıcı davranış ve tutumlardır. Kızgınlığı, öfkeye dönüştüren; onu tehlikeli, yıkıcı ve sağlıksız yapan şey saldırganlıkla dışavurumudur. Kızgınlığı, bağırıp çağırmadan, şiddet kullanmadan, kendimize ve karşımızdakine zarar vermeden, iletişimi ve ilişkiyi zedelemeden ifade etmenin yapıcı yolları da vardır. Önemli olan, kızgınlığı ifade etmek, kelimelere dökmek ve bunu yaparken de ilişkiyi ve iletişimi korumak ve sürdürebilmektir.

Keskin sirke nelere zarar ?

Öncelikle küpüne ! Kronik stres, gerilim, kızgınlık, öfke ve saldırganlık, kişinin gerek bedensel gerek ruhsal sağlığını belirgin derecede olumsuz etkiler; bağışıklık sistemini zayıflatır, kalp ve damar hastalıkları riskini arttırır, mide şikayetlerini ve baş ağrılarını tetikler... Aile içinde, sosyal çevrede ya da işyerinde ilişkilere zarar verir;  yaşam kalitesini düşürür...

Peki, ne yapmalı ?

Kızgınlık ve öfke ile etkin baş etmek için neler yapılabilir ?

Bedensel gevşeme teknikleri uygulayın ve fiziksel egzersiz yapın.  Kendinize, bedeninize zaman ayırın... Duygu, düşünce, davranış ve beden arasında karşılıklı bir etkileşim olduğunu unutmayın. Düzenli olarak bedensel gevşeme teknikleri uygulayarak, kaslarınızı nasıl kontrol edebileceğinizi ve gerektiğinde nasıl gevşeyebileceğinizi öğrenin...

Mizahı, hayatınızın bir parçası haline getirin !  Mizah; buzları kırar, gerilimi azaltır. Ağrı kesici, kas gevşetici, mutluluk ve enerji verici, uyku düzenleyici bir dopingdir ! Aynı zamanda iletişimde işbirliğinin önünü açar...

Algınızı ve yorumunuzu değiştirin ; Duygularımız, düşüncelerimiz ve davranışlarımız arasında karşılıklı bir etkileşim vardır. Herhangi bir olay veya durum tek başına olumlu ya da olumsuz bir değildir;

ona anlam yükleyen bizim onu algılama ve yorumlama biçimimizdir. Dolayısıyla, bakış açımızı ve algılama biçimimizi gözden geçirmek,  duygularımızda ve davranışlarımızda da bir değişimi beraberinde getirecektir.

           Serap ALTEKİN

Uzman Klinik Psikolog